12 Aralık 2013 Perşembe

Düşünememe Salgını




 ''Düşünebilen herkesin insan olması, insan olan herkesin düşünebildiği manasına gelmiyor ne yazık ki.''          -Sigmund Freud


   Hepimiz belli şartlar altında devam eden hayatımızda monotonluğa gömülü arada nefes almak için yörüngelerinden çıkan ya da daha çok dibe batan bireyler olarak yaşıyoruz. İlişkiler kuruyoruz, karmaşalar yaşıyoruz. Her insan farklı bir hazine. Bazısının içinden altın, elmas, yakut, zümrüt gibi değerli taşlar çıkıyor, bazısının içinden ise bu değerli taşların sahteleri çıkıyor. Başkalarını kendimiz gibi sanıyoruz. Sahtelikler karşısında ya bir kabulleniş içerisine giriyoruz ya da tek bir değerli taş kalmış mı diye araştırmaya çabalıyoruz. Düşüncelere boğuluyoruz. Birilerini çekip çıkarmasını bekliyoruz. Mantığı bir kenara bırakıyoruz ya da üstümüze iyice çekerek battaniye görevi görmesini sağlıyoruz. Yersiz.


  Günümüz insanı hep bir ikilem içerisinde kalıyor ve ardından ona doğru gelmese bile kolay yolu seçiyor. Düşünmüyor. Yapamıyor. Öğrenememiş. Kendini geliştirmeyi maddiyattan ibaret sanıyor. Her şeyin elinin altında, hiç tökezlemeyeceğini sanıyor. O kadar yanlış ki onlara ciddi anlamda üzülüyorum. Kolay yolu seçmeyi doğru bulmuyorum. Eskilere bakın mesela. Çok değil, bir otuz, kırk sene öncesi insanlar değer biliyorlarmış. Yoksulluklarından mutlu olabiliyorlarmış. Kültürümüze daha duyarlılarmış, yaşadıkları sorunlara  rağmen. Zor onlara kolaymış. Şimdiki gibi her şeyi sorun eden bir kitle yokmuş. Küçük şeylerle sevinebiliyorlarmış. Herkes daha bir bütünmüş. Sevgiyi ve saygıyı ciddi anlamda biliyorlarmış. Kıskanılası.


   Anlaşılmak için doğmuşuz bu kadar karmaşık yapımıza rağmen. Birilerinin bizleri anlaması gerek. Düşünce gerek. Beklentiler, toplum kavramı, bütünlük, çelişkiler... Kolaya kaçan, kendini bile düşünmeyen, sadece zevklerine düşmüş, kendi kendisine çelme taktığından haberi bile olmayan çoğunluk insanımızdan düşünmesini bekliyoruz. Yoğun düşünmesini. Anlamasını. Kendisini. Bizleri. Hayatı. Tabi bu böyle olmuyor hayliyle. Günümüz insanı onlar. Gereksiz şeylerde kendini bulan insanlar. Düşüncelere bağımlı olması gerekirken nesnelere bağımlı günümüz insanları. Bir dedikleri bir dediklerini tutmayan çoğunluk. 


  Biz düşünen azınlık insanlar olarak fazla hayal kırıklığı yaşıyoruz. Başkalarının düşüncesizliklerinde kendimizi buluyoruz ki ben bunu kazanç olarak görüyorum. Ne kadar çok şeye takılma, o kadar çok birikim. Bilginin verdiği haz. Yeniden doğmak. Anlaşılmazı anlamaya çalışmak. Anlaşılmazı sevmek. Bazen ne kadar çok düşüncelere dalsam ve bu beni yorsa bile. Başkalarından ''düşünce'' beklemeyi bıraktım. Zaten genellikle şaşıramıyorum. Beklediğim şeyler oluyor. Olması gerektiği gibi. Mutlu muyum? Belki evet. Belki hayır. Bu dengeler hiç belli olmuyor. Sadece fazlasıyla kazançlıyım. Düşünebilen insanlar olarak kendimizle gurur duymalıyız. Elbet bizleri de anlayacak birileri olacak. Diğer düşünen insanlar. Yakınlarda veya uzaklarda...

21 Temmuz 2013 Pazar

Ruh Halimi Süpürge Ettim

 

  Son bir aydır çok boş hissediyorum. Hatta çoğunlukla hissedemiyorum. Ne hissettiğimi bilmiyorum ya da fazla hissettiğim için mi seçemiyorum sonuç böyle oluyor, hiçbir fikrim yok. Belki de aynı şeyleri yapmaktan yorulmuşumdur. Bu da saçma bundan çok yorulmuş olamam. Sonuçta tatildeyim. Tüm saatler benim.

  Tatile de daha tam çıkamadım belki ondan bunalmışımdır. Çıkacağım tatilde bana göre hiç iç açıcı değil ama size göre anlatsam çok güzel gelebilir. Ama bana göre güzel bir tatil olmayacak gibi. Ben ne ara böyle karamsar oldum? Elimdekilerle mutlu olmayı unuttum resmen. Nerede olmamış bir nokta var oraya takılıyorum. Yok yok ben hiç iyi değilim.

   Dışarı çıkıyorum. Müthiş mutluyum falan. Aslında değilim. Göründüğüm gibi değil. Ya da o anlık mutlu oluyorum. Gezmek kafa dağıtıyor. Evde duruyorum. Bir bakıyorum depresif şarkılara klip olmuşum. Benim yalnız bırakılmamam lazım galiba. Ama yalnızlığı da seviyorum. Böyle gereksiz konuşan falan olmasın bayılırım ama sonrada ruh halim yerlerde sürünüyor. Üzülüyorum. Çok saçma bir durum. Çözümsüz gibi geliyor.

   Bir şeyleri kafama takıyorum. Yapacağım diyorum. Lafta kalıyor. Anlatmak istiyorum. Anlatamıyorum. Ya da nasıl anlatacağımdan emin değilim. Sonuç olarak kolay yolu seçiyorum. Susuyorum. Sonra gidip bir bardak su içiyorum. Bakıyorum yine olmuyor. Şaka maka düşüncelerim çorba olmuş. Hemen üstümdeki karamsarlığı başkasına atıyorum. Sanki benimle aynı düşünüyormuş gibi. Ben böyle düşünüyorsam, o da büyük ihtimal öyle düşünüyordur diye. Bir de eminim. Öyle düşünmese kafa göz dalacağım sanki. Kendimi kandırıyorum çok açık. Üstüne her şeyin farkındayım. Normalde farkında olmamam lazım. Normal insanlar o kadar farkında olmazlar.

   Başkaları da hiç yardımcı olmuyor hee. Geçende bir arkadaşımla konuşuyorum. Bulunduğum ruh halini anlattım. ''Sana sorun olan her şeyi önem sırasına göre sırala ona göre düzeltmeye çalış'' dedi. Ki haklı. Tamam, doğru. Ama her şeyi de devletten bekliyorlar. Kahrolsun bağzı şeyler. Kahrolsun böyle düzen. Zaten bunalımda mıyım neredeyim çıkmaya çabalıyorum. Bir de sorun olduğunu düşündüğüm şeyleri düzeltmeye çalışacağım. Oldu. İyice delirtir beni bunlar. Ya abi insan kendi sorununu bilmez mi? Kendi kendine düzel işte. Salaksan zeki olmaya uğraş. Sorunların varsa yok et de gel. Bana karşı hatalıysan, ara falan de. Ne bileyim. Bizi de delirtme burada.
 
    Tanrım bana neden acımıyorsun? Güçlüyüz diye yükledin yükledin. İmalat hatalılarla uğraştırdın. Bak noldu şimdi? Hani bir durum varsa meleklik statüne al beni de rahat edelim. Bıktım artık. Ben herkesi düşüneyim, onlar beni düşünmesin. Afedersiniz ama sokayım böyle işe. Pes ettim ben. Hile yapıyorlar. Şike katıyorlar hayata. Oynamıyorum.





NOT: ''Yazımı okuyup bana herhangi bir mantıklı önerisi olan yazsın. Olmadı psikolog önersin. Hiç olmadı iki prozac atsın. Bu ruh halinden bir an önce çıkmak istiyorum. Yeter.''