''Düşünebilen herkesin insan olması, insan olan herkesin düşünebildiği manasına gelmiyor ne yazık ki.'' -Sigmund Freud
Hepimiz belli şartlar altında devam eden hayatımızda monotonluğa gömülü arada nefes almak için yörüngelerinden çıkan ya da daha çok dibe batan bireyler olarak yaşıyoruz. İlişkiler kuruyoruz, karmaşalar yaşıyoruz. Her insan farklı bir hazine. Bazısının içinden altın, elmas, yakut, zümrüt gibi değerli taşlar çıkıyor, bazısının içinden ise bu değerli taşların sahteleri çıkıyor. Başkalarını kendimiz gibi sanıyoruz. Sahtelikler karşısında ya bir kabulleniş içerisine giriyoruz ya da tek bir değerli taş kalmış mı diye araştırmaya çabalıyoruz. Düşüncelere boğuluyoruz. Birilerini çekip çıkarmasını bekliyoruz. Mantığı bir kenara bırakıyoruz ya da üstümüze iyice çekerek battaniye görevi görmesini sağlıyoruz. Yersiz.
Günümüz insanı hep bir ikilem içerisinde kalıyor ve ardından ona doğru gelmese bile kolay yolu seçiyor. Düşünmüyor. Yapamıyor. Öğrenememiş. Kendini geliştirmeyi maddiyattan ibaret sanıyor. Her şeyin elinin altında, hiç tökezlemeyeceğini sanıyor. O kadar yanlış ki onlara ciddi anlamda üzülüyorum. Kolay yolu seçmeyi doğru bulmuyorum. Eskilere bakın mesela. Çok değil, bir otuz, kırk sene öncesi insanlar değer biliyorlarmış. Yoksulluklarından mutlu olabiliyorlarmış. Kültürümüze daha duyarlılarmış, yaşadıkları sorunlara rağmen. Zor onlara kolaymış. Şimdiki gibi her şeyi sorun eden bir kitle yokmuş. Küçük şeylerle sevinebiliyorlarmış. Herkes daha bir bütünmüş. Sevgiyi ve saygıyı ciddi anlamda biliyorlarmış. Kıskanılası.
Anlaşılmak için doğmuşuz bu kadar karmaşık yapımıza rağmen. Birilerinin bizleri anlaması gerek. Düşünce gerek. Beklentiler, toplum kavramı, bütünlük, çelişkiler... Kolaya kaçan, kendini bile düşünmeyen, sadece zevklerine düşmüş, kendi kendisine çelme taktığından haberi bile olmayan çoğunluk insanımızdan düşünmesini bekliyoruz. Yoğun düşünmesini. Anlamasını. Kendisini. Bizleri. Hayatı. Tabi bu böyle olmuyor hayliyle. Günümüz insanı onlar. Gereksiz şeylerde kendini bulan insanlar. Düşüncelere bağımlı olması gerekirken nesnelere bağımlı günümüz insanları. Bir dedikleri bir dediklerini tutmayan çoğunluk.
Biz düşünen azınlık insanlar olarak fazla hayal kırıklığı yaşıyoruz. Başkalarının düşüncesizliklerinde kendimizi buluyoruz ki ben bunu kazanç olarak görüyorum. Ne kadar çok şeye takılma, o kadar çok birikim. Bilginin verdiği haz. Yeniden doğmak. Anlaşılmazı anlamaya çalışmak. Anlaşılmazı sevmek. Bazen ne kadar çok düşüncelere dalsam ve bu beni yorsa bile. Başkalarından ''düşünce'' beklemeyi bıraktım. Zaten genellikle şaşıramıyorum. Beklediğim şeyler oluyor. Olması gerektiği gibi. Mutlu muyum? Belki evet. Belki hayır. Bu dengeler hiç belli olmuyor. Sadece fazlasıyla kazançlıyım. Düşünebilen insanlar olarak kendimizle gurur duymalıyız. Elbet bizleri de anlayacak birileri olacak. Diğer düşünen insanlar. Yakınlarda veya uzaklarda...


